MENÜDE TERCİH-KADINLAR

MENÜDE TERCİH-KADINLAR

Siyaseti kadının özgürleşmesi açısından önemli bir araç kabul ettiğimden Elizabeth Warren’ı seviyorum. Dahası, onun ileride önemli bir siyasi figür olacağına inanıyorum.

Siyaseti kadının özgürleşmesi açısından önemli bir araç kabul ettiğimden Elizabeth Warren’ı seviyorum. Dahası, onun ileride önemli bir siyasi figür olacağına inanıyorum. Dobra ve net, bir siyasetçiden beklenmeyecek -daha doğrusu Türkiye’de siyaset yapan bir kadının bilemeyeceği – kadar yumuşak üslupla doğru ortamları kollayarak, neyin, nerede, ne zaman ve ne tonda söyleyeceğini bilerek yapıyor bunları .

Bu hoş, alımlı Amerikan Demokrat Partili milletvekili kadın Amerikalıların “cynic” dediği, benimse çok sevdiğim metaforlarla konuşmayı seviyor. Bir ara adı Demokrat Parti Başkan adayı olarak geçti ama, sanırım o şimdilik siyasetin değişmez kuralını uyguluyor; doğru zaman ve doğru yer bulana kadar pusuda beklemek .

Bu yazının konusuna dönersek siyaseti “kadınlaştırmak, “kadınlaştırabilmek” bu topraklarda kolay iş değil. Hiçbir zamanda olmamış. Cumhuriyetin kuruluşundan beri kadınların siyaset yapmasının önü nedense hep kesilip durmuş. Cumhuriyet’in, laikliğin o ilk dönemlerdeki “yılmaz savunucuları” bile kadın konusunda hep geride durmayı, yol kesmeyi çok da yanlış bulmamışlar; kazayla sivrilen kadınların gözünün yaşına bakmadan kovuvermişler siyaset sahnesinden.

Bunun en güzel örneğini oluşturan kişi Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu, meşhur cumhuriyetçi Yunus Nadi . Kendisinin milletvekili olduğu yıllarda kadınlara seçilme hakkı kazandırmak için boyundan büyük işlere kalkışan Türk Kadınlar Birliği nezdinde Nezihe Muhiddin hakkında gazetesi Cumhuriyet’e yazdıklarını hatırlamak, siyasetteki erkeklerin kadınları konumlandırdıkları yeri görmek açısından önemli. Nadi, o dönemki yazılarında siyasete özenen bu kadınlarla alay etmekten ve hedef göstermekten çekinmemiş, “Siyasi hukuku bu hanımlara mı vereceğiz? Kadın, cemiyet için doğrudan faydalı olmayı bilmedikçe hak sahibi olamaz” gibi cümleleri hiç çekinmeden söyleyebilmişti. Hatta Nezihe Muhiddin’in (haksızca) usulsüzlük yaptığının açıklandığı gün: “çok şükür kurtulduk” başlıklı bir yazı kaleme almıştı.

Şükür mü değil mi bilmem ama, kurtulmuşlardı gerçekten.

O günlerden bugünlere , AKP iktidarına kadar kadının siyasette ön planda olmasını gerektirecek çok fazla da gerekçe çıkmadı. Ancak son dönemde dehşet içinde gördük ki AKP ‘nin bu toprakları muhafazakarlaşmasından, kimlik siyaseti yapmasından en büyük zararı yine kadınlar gördü. Gösteri hakkını kullanan genç bir kadına “kadın mıdır kız mıdır ?” şeklinde hitap etmekten çekinmeyen bir Başbakan’ın yönettiği ülkede günlük dile kadar inebildi cinsiyetçi söylemler. İktidar partisi yöneticisi “kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak” diyebildi mesela. Ya da en büyük spor kulüplerinden birinin başkanı “öleceksek adam gibi öleceğiz, kadın gibi yaşamayacağız” cümlesini rahatça, çekinmeden kurdu.

Ancak her şey bir yana en önemli gelişme kadına yönelik cinayetlerde oldu. Son 10 senede kadın cinayetlerindeki artış oranı 1500% . Ancak daha da vahimi bu kadınları korumayan devletin kadın katillerine uyguladıkları tahrik indirimleri.

Oysa muhalefet partileri, özellikle “eşit yurttaşlık” ve “eşit özgürlükler” üzerinden siyaset dili geliştiren siyasi partiler geçtiğimiz beş- altı sene içinde çok ciddi kadın örgütlenmelerinin oluştuğunu görmezden gelmeyi tercih ettiler, ya da belki de göremediler. Gerçekten de bu dönem farklı ve hiç olmadığı kadar dinamik kadın örgütlemelerini görmek ve tüm bu örgütlenmelerin siyasileşeceğini kestirememek önemli bir siyasi hata. Kadın STK lar çok haklı nedenlerle ve farklı gerekçelerle önemli kadın hareketleri başlattılar. Sadece barış konusuna yoğunlaşıp Doğu’daki kadınla barış insiyatifleri oluşturan örgütlerden kadın cinayetlerini çıkış noktası alanlara, en değerli ve en tanınan “kadın hareketi” olan – ve aslında kadın hareketi olmanın çok ötesine giden “cumartesi annelerinden” azınlık hakları kapsamına giren LGBT savunucularında, kadının insan hakları gruplarına ve hatta , sadece görsel sanatlar alanında kadının doğru temsili konusunda çalışan bir çok kadın STK, başta metropoller olmak üzere tüm büyük şehirlerde sıkı örgütlenmeler oluşturdu. Üstelik çoğu da bir siyasi bileşen olmaya açık olarak.

Tuhaftır, ideoloji ve siyasetlerinde uçurumlar olan partiler, iş kadın örgütlenmesi ve kadın konumlandırmasına gelince neredeyse ilkesel birlik gösteriyorlar. Neticesinde toplumun tamı tamına yarısını oluşturan kadının temsiliyet ve “hak” durumu da diğer bir çok insan hakları konusu gibi popülizme yem edilip, her seçim öncesi müşteri avlamaya çalışan kurnaz esnaf hesabı seçim kampanyalarının mezesi olmanın dışına çıkamıyor.

Oysa özellikle CHP özgürleşme konusunda küçük ama cesur adımlar atmayı hedefliyorsa bu içselleştirmeyi ilk önce kendi tabanından başlatmayı neden istemez? Nasıl olur da kadın konusuna samimiyetle yüklenmez? Değişimin bir parçası olmak ve kadın sorununu seçimden seçime aklına getireceği bir seçim malzemesi olarak görmekten vazgeçmeyi neden tercih etmez?

CHP, eğer çalışma şeklini gerçekten değiştirmek istiyorsa, buna kadın konusunda özeleştiri yaparak başlayabilmeli. Kadın kazanımını canı istediği zaman erkek lehine kullandığı “cinsiyet” kotaları koyarak değil, belki kotaları tümden kaldırarak, ya da belirlenen kotayı “en altı sınır” belirleyerek sağlayabileceğini görmeye başlamalı mesela. Mesela kadın çalışma grupları veya tüm kadın STK larla çalıştaylar düzenlemeyi başlatabilir. Gerçekten “eşit yurttaşlık “konusunda samimiyse, kadın kollarının vasıfsız, silik bir örgüt haline durmasına üzülebilir örneğin. Çalışmalarına ciddi bir kadın kadrosu kurarak, Türkiye’de hızla siyasileşen kadın sorunlarının çözümüne öncülük ederek başlayabilir. Ya da kadın sorunlarını elinde pankartla dolaşıp resim çekerek çözdüğüne ciddi olarak inanan erkek milletvekillerine kadın sorununu anlatan eğitimler verdirmeyi düşünebilir.

O zaman, Anadolu’da kapılı kapıların içinde ağlaşan kadınları da dışarı çıkartır, ülkede barış isteyenleri de arkasına alır.

Çünkü barış hareketleri önemli hareketlerdir; susturursunuz, bastırırsınız sonra başka bir yerden can damarınızı keser. Kadın hareketi de önümüzdeki 10 seneye damgasını vuracak en önemli hareket olacak. Demokratikleşme konusunda hassasiyet gösteren her siyasi parti ilk önce kendi içlerinde kadın örgütlenmelerini, kadın hareketleri çalışma gruplarını yaratacak ve daha çok kadının siyasette kadın politikaları oluşturması için çabalayacak.

Sözün özü değişim, gittikçe örgütlenen, hızla büyüyen kadın oluşumlarından gelecek. Çünkü bundan sonra bu ülkede siyaset yapacaksanız “az olsun benim olsun” zihniyetiyle, seçmenini kandırarak, kendinizi “başkası gibi göstererek” yapamayacaksınız. Çünkü kadınlar “değişime devam edeceğini” açıklayan partilerin içinde susmaya devam etseler de dışarıda çok örgütlü çalışıyorlar. Ve siyasete -erkekler istemese de- sıkı hazırlanıyorlar. Çünkü biliyorlar; susarak ya yok olacaklar, ya da başta andığım Elizabeth Warren’ın dediği gibi: “menü de bir tercih “.

SODEV DERGİSİ-ARALIK SAYISI

Leave a Reply

Your email address will not be published.