PODEMOS, SYRİZA VE A.SUU KYI: “UMUT” HER ŞEYE RAĞMEN KAZANIR/YENİ ARAYIŞ

PODEMOS, SYRİZA VE A.SUU KYI: “UMUT” HER ŞEYE RAĞMEN KAZANIR/YENİ ARAYIŞ

Evlerin basılıp, gençlerin tek kurşunla öldürüldüğü, sokakta ölülerin günlerce yattığı, faili meçhul kelimesini tekrar kullanmaya başladığımız kabus gibi bir süreçten geçiyoruz. Akıl sağlığımızı kaybetmek üzere olduğumuz bu dönem önemli bir liderin sözünü unutmamaya çalışıyorum: “Güç harekete geçemez ama korku geçer. Gücü kaybetme korkusu onu kullananları da harekete geçirir, gücün yok etmeye çalıştığı insanları da ..”
Aung San Suu Kyi ismini muhtemelen yeni duydunuz; yaklaşık 20 sene ev hapsinde olduğu , daha öncesinde de sürgün edildiği ülkesi Burma’nın t aze başkanı. Bu son 20 senenin şüphesiz en önemli kadın lideri nerede olduğunu bile çoğumuzun bilmediği Burma’da otuz senedir askeri cuntaya ve baskıya karşı direnen, demokrasi için mücadele eden ve gözaltındayken Nobel Barış Ödülü alan çok önemli bir kadın siyasetçi. San Suu Kyi, bundan onbeş sene önce yaptığı ve adı “korkudan kurtulmak” diye bilinen ünlü konuşmasına böyle başlar.
Kaybedecek şeyleri olmayan insanlar, çoğu insanın düşünemeyeceği eylemleri korkusuzca deneyebilirler. Korkuyla bütünleşmiş, yaşam özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar pekala her şeye sıfırdan başlayabilirler, hatta bunu tercih ederler. Yeter ki umutları olsun.
İşte tam da bu noktada umut, siyasete ses verir, tüm dinamikleri oynatabilir. Ve arkalarından milyonları sürükleyen liderler (veya kampanyalar) tam da bu dönemeçlerde işlevsel olurlar; umudun varisi olarak.
Syriza, ve son olarak Podemos, ile devam eden sürece bu açıdan bakıldığında aynı mesajı verdikleri ve kampanyalarını benzer noktalarda konumlandırdıklarını söylemek mümkün. Farklı konjonktürün, farklı krizlerin ve farklı tarihsel dönemeçlerin sonucu olarak ortaya çıkmış olsalar bile, çok önemli ortak paydada birleşmişler: umut. Ve kampanya mesajları çok farklı ve –çoğu genç- geniş kitleleri peşinden sürüklemeyi başarabilmiş.
Çipras başkanlığındaki Syriza’nın özellikle ekonomi siyasetindeki iniş çıkışlar, kişisel tepkileri veya Obama’nın başkan olarak kampanyalarında gösterdiği liderlik özelliğini başkanken gösterememesi başka bir yazının konusu; burada görmemiz gereken halkın tam da umut aradığı bir dönemde çözüm göstererek halka dokunmayı başarmış olmaları.
Obama’nın çıkışını hatırlarsınız; A.B.D ‘de kimse ihtimal vermiyorken siyah, siyaset için parası yeterince parası olmayan ve nispeten deneyimsiz, sosyal yardım uzmanı genç bir avukat, umut retoriğiyle yola çıkarak A.B.D başkanı oldu.
Şüphesiz her dönem A.B.D siyasetinde “iyimserlik” kendine önemli bir yer buldu, başka bir deyişle Amerikan halkı eskiden beri “yapabilirim” motivasyonundan beslenen bir kitle oldu. Ancak Obama’nın kampanya boyunca baş sloganı olarak kullandığı “umut”, o zamana dek hiç bir siyasi kampanyada bu denli etkin kullanılmadı. Umut, görüntüsü için de aynı kelimeyi kullanacağımız Obama’nın ,ülkenin sürüklendiği iki savaş, terörle mücadele, gerileyen ekonomi ve artan işsizlik karşısındaki en önemli silahı oldu.
Obama’nın Demokrat Parti başkan adayı seçildiği gece yaptığı konuşma, aslında kampanyasının mesajını da net olarak veriyordu:
“Sizler bu ülkeyi siyasi karanlıktan kurtarabilirsiniz…Bizlere sürekli, bir grup kibirli insan tarafından bunu başaramayacağımız söylendi. Üstelik hep yüksek sesle… Ama tarihte umut hep haklı çıkmıştır.; çünkü ne zaman dibe vursak, tekrar ayağa kalkmanın imkansız olduğunu, hiç denemememiz gerektiğini düşünsek, insan ruhu hep aynı tepkiyi vermiştir: yapabiliriz…”
Bu konuşmadan tam sekiz sene sonra, dünyanın başka bir yerinde, Yunanistan’da radikal sol koalisyonun lideri genç bir siyasetçi dış borçlardan batmış, işsizlik oranının 30% lara dayandığı ülkesinde yapılacak seçim öncesi son konuşmasında halka aynı umutla sesleniyordu: “İşinizi çaldılar. Hayallerinizi ve gülümsemenizi çaldılar. Fakirleşip başka yerlere taşınmanıza neden olarak ait olduğunuz topraklarınızı çaldılar… Umudunuzu çalmalarınıza izin vermeyin; geleceğinizi çalmalarına izin vermeyin…”
Gezi olayları ve bunun çıkış nedenleri bize çok net gösteriyor ki “umut” kelimesi siyasi bir “ütopya” olarak ele alındığında , “imkansızı isteyen hayalperestler” değil geleceğe şekil vermeye muktedir “kader tayin ediciler” olarak kişilik buluyor. Bu açıdan, örnek alınan bu iki siyasetçinin kampanyası bize bulanık geleceğin güzelliğini satmaz; “bugünün daha güzel olacağını- olması gerektiğini” müjdeler. Dikkat edilmesi gereken, bu umut retoriğinin her ülkede, içine o ülkeye özgü “değerler” aşılanarak sunulması zorunluluğudur. A.B.D ‘de , kültürlerine uygun olarak , bu değerlerin içine eşitlik, doğruluk gibi kavramlar eklenirken, Türkiye’de samimiyet, tevazu ve şefkat gibi değerler eklenmesi doğru gözükmektedir.
Aung San Suu Kyi, “korkudan kurtulmak” konuşmasını umudun neleri besleyebileceğini anlatan çok etkileyici bir benzetme kullanarak bitirir:
“Avcumuzda duran su gibi zümrüt serinliğinde olabiliriz. Ama ah, aslında öyle çok şey olabiliriz ki…Tıpkı avcumuzun içindeki cam kırıkları gibi…”

Nilden Postalcı
Siyaset İletişimi, Boğaziçi Üniversitesi
Ocak 2015, İstanbul

Leave a Reply

Your email address will not be published.